LİMON ÇİÇEKLERİ

Sen, benim Akdeniz'in limon bahçelerinde büyüdüğümü bilirsin.

Şiirin Devamı

Ziyaretçi Defterim

Merhaba; Ben Zipzip. Eğer müziği susturmak isterseniz ortadaki çift çizgiye tıklayın Tamam mı?

music player

23 Mayıs 2009 Cumartesi

YILLAR ve BEN

Yalnızca büyümek kaygısı taşıyan yüreğim ve yalnızca bana öğretilenden ibaret sandığım upuzun yaşam... En canlı, en parlak renklere boyalı çocuk resimlerim.

Avuçlarımdan nasılda bir çırpıda kayıp gitti zaman. Ne çok kandırdım kendimi en genç, en alımlı yıllarda. Önceleri başkalarının beni kandırdığını sanmıştım. Uzun sürmedi bu yanlış. Çabuk fark ettim asıl yalanı kendi kendime söylediğimi.

Hayallerim... İyi ki hayallerim vardı. Sanırım onlar olmasaydı yaşlanmanın gerçeğini öğrenecek kadar yaşayamazdım.

Gençtim. Fazla değil daha az önce aynalarda gülen bahar pembesi yüz benimdi. Yalnızca bir an arkamı döndüm. Yeniden baktığımda bana tümüyle yabancı bakışlar karşıladı gözlerimi. Bana en yakın ben, şimdi bana en uzak benle tanışma çabasında. Yapılması gereken tek şey kabullenmek olmalı.

Kavgayı seven bir Gülsüm yaşadı hep içimde. Hayatın bana öğretilenden çok daha farklı olduğunu öğrendiğimden bu yana hep yanlışlarla kavgadayım. Kavga sözcüğünü seçtim anlatırken. Savaş deseydim abartılı olacaktı. Tartışma hiç değil. Çekişme hafif kalır. Bence en doğrusu “kavga”. Doğru bildiğimi savunmak, yanlışlara karşı çıkmak adına yaptığım kavgaların aynalara yabancılaştığım gün bitivereceği aklıma gelmezdi. Gerek kendi yaşadığım, gerekse başkalarına ait olan hayat ile dalga geçmeye başlamam çok yeni aslında.

Düşünsenize 30 yıl önce, önümde var olan ve hiç bitmeyecek sandığım 30 yıl boyunca “en iyi” lere ulaşacağımdan nasıl da emindim. O zamanlar “en iyi” ler ne kadar da başka şeylerdi. Babaannemin tandır ekmeği kokan mutfağına, asma çardağının altında gölgelenip, tulumbadan su içmeye veda ettiğim zaman büyümüş olacaktım. Gerçekten de o zaman büyümüştüm. O zaman üniversiteli olmuştum. Hem de ailede ki ilk üniversiteli genç kız olarak imzamı atmıştım soyağacına. Ve sonra ailede ilk çalışan kadın, anlaşarak evlilik yapan ilk asi evlat yine ben olmuştum.

“En” olmak için kavgadaydım en buğulu genç yıllarda. “En bildiğim şey” kendi doğrularımdan ödün vermemekti. Kaydı avuçlarımdan sabun köpüğü hayat. Şimdi uğruna kavga ettiğim her şey aynalarda ki karanlığa gömüldü. En iyi bildiklerim şimdi en dalga geçtiklerim oldu. Dilimden düşürmem, susmam ve unutmam için (ki bu benim ölümüm olur) akbabalar gibi bekleşen yüzlerce insana rağmen hala olanca inadımla ciddiye aldığım ve avuçlarımda sımsıkı tuttuğum bir tek şeye sahibim. SEVGİ.

Dönüp arkama baktığımda tabaka tabaka biriktirdiğim yitmiş hayallere çarpıyorum. Ne ekonomik güç ne yetenekler ne deha.. Ne babadan kalan miras ne de çocuklarıma bırakacaklarım, ne başarılar ne de eserler değil insanı insan yapan. Bunların hiçbiri kudret değil. Bunların hiç biri yaşama nedeni değil. 30 lu yaşlarda “ardımda bırakacağım hiçbir şey eser yok” kaygısı da kalmadı artık. Biliyorum ki ardımda bırakacaklarımın bana şimdi hiçbir yararı olmuyor. Bana bir tek şey gerek.. Sınırsızca, sorgusuzca, ölçüsüz ve hesapsızca sevmek. Adını, cinsini, tarihini, rengini sorgulamadan sevmek.

Yaşlılık gençliğin fotonlara dönüşmüş hali desem.. Sevginin fiziğini özetlemiş olur muyum?

Keşke anlatmak için elimden daha fazlası gelse.

0 yorum: