Aşağıdaki yazımı 08.10.2001 tarihinde yazmışım. Ne dersiniz, 2009 yılından pek bi farkı yok değil mi?
*****
Bu sabah hayli geç bir saatte uyandım. Kendime öyle kızdım, öyle kızdım ki.. Yine boşa harcadım gün ışığını. Yine kanımın damarlarımda en hızlı dolaştığı, en dinamik saatlere ihanet ettim..
Kendime kızmam işe yaramaz biliyorum. Çünkü en çok kendime nazım geçiyor. Kaçınılmaz bir hoşgörü ile hemencecik affettim bendeki beni. Affedilirliğim vardı. Çünkü bir gün önce beni ve sevdiklerimi mutlu eden bir dolu iş yapıp geç yatmıştım.
Kahvaltı soframda sevdiğim iki mükemmel insan (Kızım ve Eşim), bir de günün ilk haberlerini vermek üzere hazır bekleyen TV vardı. Lanetler savurduğum sevgisizliği yansıtan kanlı bombalı haberlerin canımı sıkmasına izin vermediğim için bir kere daha kendimi sevdim.
Olaylar karşısında eğer yapabileceğim bir şey varsa yapmalıyım. Eğer elimden bir şey gelmiyorsa bomba başıma düşünceye kadar onu görmezlikten gelmeliyim diye düşünüyorum.
YALAN MI....? (Hii.. kendimi yine sevdim. Bence bu sözümün altı çizilmeli. )
Hatırlar mısınız? Bir ara dünya haber bültenlerini, “bir gök taşının 2 gün içinde dünyaya çarpma ihtimali“ konusu süslemişti. Düşünsenize.., eğer çarparsa benim şimdiye kadar çözdüğüm matematik problemlerinde bile rastlamadığım ölçülerde delik açılacaktı dünyada ve insanlık belki de yok olacaktı. Hayda..! Habere bak... Vasiyetimi hazırlasam bile işe yaramazdı.. Çünkü mirasçılarım bile olmayacaktı. Hah.. ha.. Borçlarım da silinecekti. Hatta bilgisayarıma yazıp şifrelediğim sırlarımın da başkalarının eline geçme ihtimali kalmayacaktı.. Göktaşının gelip kafama çarpmasını beklemeye hiç niyetim yoktu doğrusu. En sevdiğim ne varsa onları yapmaya devam ettim. Göktaşı kendisini ciddiye almadığımı görünce çarpmaktan vazgeçti sanırım. Ya da bu çarpma işlemini askıya aldı. Hatta belki de “Benim kendimi yormama gerek yok.. Nasılsa insanlık kendi kendini yok edecek” deyip başka gezegenlere gitti.
Doğrusu ya, insanlığın kendi kendini yok etme ihtimali çok daha gerçekçi. Böyyük Devletler ve Ulu (!)Teröristler sayesinde 3. Dünya savaşının eşiğine takıldığımız şu günlerde belki de kıyamet başladı bile.. Ama şu anda ben tüm algılarım ve duygularımla hala varım. Yaşıyorum. Ve henüz kendimle ilgili kara haber filan da yok. Belki felaketlerin gölgesi ensemde. Ama ben farketmiyorum ve olası kötü olaylarla uğraşacak enerjim yok. Gözyaşları kapımı çalsa bile alacağı cevap belli.. “Başka kapıya...” Hayatımda dünya dolusu “ İyi ki.. “ varken oturup felaket bekçiliği yapamam.
Şimdi size hayatımda ki kötüleri saymaya başlasam, hiç kuşkum yok “Bu kadın bu hayata nasıl dayanıyor” diye sorar, hatta selpak mendillerinizi ziyan edersiniz.
Hiç rastladınız mı bilmem. Bir ilaç firması antidepressan ilaçlarından birinin tanıtım kitapçığında Depresyon Nedenlerini 10 madde halinde sıralıyordu.
Ölüm ayrılığı ya da boşanma,
Kent değişikliği,
Trafik kazası,
İflas ...ilk sıralardaydı.. Anacığım bari maddelerden biri de benim başıma gelmeyiverseydi ya... Olur mu? Geldi mi hepsi birlikte gelmeli ki insan ya ölmeli, ya hayatın tadına enine boyuna varmalı. Ben ikincisini seçtim. Büyük bir iştahla hayatı yaşıyorum şimdi.
Bananecilik değil bu inanın. Yalnızca kendi varlığımın bilincindeyim. Ne yapıp ne yapamayacağımı, gücümün neye yetip neye yetmeyeceğini biliyor ve gereksiz eforlar harcamıyorum. Bir tür enerji tasarrufu yapıyorum anlayacağınız..
Hayat gerçekten çok keyif verici.
Baksanıza, yaşadığım ülkede yönetenlerin tüm yok etme çabalarına karşın hala yeşil bakıyor doğa bana. Yaz biter gibi. Ağaçlarda yaprakların rengârenk gülücükleri var. Koyu yeşil, açık yeşil, turuncu, sarı ve hatta kırmızı.. ( Romantizmim tutuyor yine..)
ASKİ yani Ankara Belediyesi gün aşırı suyumuzu kesiyor. Barajlarda su seviyesi azalmış.. İyi ki, böyle oldu. Hem su tasarrufu yapabiliyorum hem de suyun kesik olduğu günlerde mecburi tatil yapıyorum. Dahası da var. Eğer susuz kalırsam bir yerlerden su bulup doldurduğum bidonu taşıyacak kadar gücüm var. Oooo.. ! “İyi ki..” ile başlayacaksam daha bir dolu güzellik var. İyi ki evim yalnızca ikinci katta. İnip çıkması kolay oluyor. İyi ki suyu kestiler suyun değerini unutmak üzereydim. Kendime geldim..
Herneyse.. Aslında demem o ki.. Yani demek istiyorum ki.. Yaşamak accayip güzel. Yalnızca hissetmek gerek. Bir şişeye bir tutam çılgınlık, bir fiske gülücük, bolca hoşgörü, ve ağzına kadar da “İyi ki..” doldurun. Pişirmeniz bile gerekmiyor. Sadece çalkalayın yeter. Kışın sıcak, yazın soğuk servis yapın. Afiyetle için.. Biliyor musunuz? Bu içecek içine yabancı madde katmadığınız ve ağzını açık tutmadığınız sürece asla bozulmaz.
Sözün özü arkadaşlar.. Ağlamanın, kendi felaketimiz olmanın, varsayımları gündemde tutup panik yapmanın kimseye yararı olmayacağını anlatmak istiyorum. 11 Eylül’den bu yana terörün ve savaşın sinirlerimiz üzerinde ki olumsuz etkileriyle başetmemiz gerek diye düşünüp yazıyorum tüm bunları. Zaten yıllardır sürekli olumsuza giden ekonomik sıkıntıların cenderesinde lime lime olduk. Terör öncesinde gündemimizde Türkiye’nin iflası vardı. Şimdi de savaş çanları çalıyor. Bu dönemde iyimser olmak çok zor. Ama kötü olaylar yoksa zaten iyimser olmak gerekmez. Yani iyimserlik negatiflerin var olduğu anlarda devreye girer. İşte tam sırası. Şimdi,tam şimdi “İyi ki..” ile cümleler kurmak zamanı.
Hepimiz iyimserliğin gerekliliğini biliyoruz aslında ama bazen kendimizi kapıp koyuveriyoruz. İşte bu anlarda birilerinin duygularımızın tozunu alması gerekiyor. Bu nedenle yazdım bütün bunları. En çok ta kendim için yazdım. Ne dersiniz?.. Siz de “İyi ki..” ile başlayan cümleler kurup hayatın güzelliğini her zaman gündemde tutmaya var mısınız?
23 Mayıs 2009 Cumartesi
VAR MISINIZ?
Gönderen
SİDARTA
zaman:
17:05
Etiketler: Anılarım, Bir Kadının Hatıra Defterinden
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 yorum:
Yorum Gönder