LİMON ÇİÇEKLERİ

Sen, benim Akdeniz'in limon bahçelerinde büyüdüğümü bilirsin.

Şiirin Devamı

Ziyaretçi Defterim

Merhaba; Ben Zipzip. Eğer müziği susturmak isterseniz ortadaki çift çizgiye tıklayın Tamam mı?

music player

08 Mart 2008 Cumartesi

Ben'in Her Hali

Dün bir mail aldım arkadaşımdan . Kocca mektupta bir tek cümleye fena takılıp kaldım. “HİÇ ÖLÜMLÜ GERÇEK OLUR MU?”

“Ölümlü, yani zaman içinde başlangıcı ve sonu olan, başka bir deyisle doğan ve ölen her ne varsa gercek dışıdır. Zaman da bunlara dahil” demek istemişsin. Ya da ben boyle anlıyorum.

Biliyorum. Ben bunu biliyorum. Bunun doğruluğundan hiç kuşkum yok. Ama anlatamıyor ve bunu anlayanlarla biraraya gelip konuşmanın keyfini bir türlü yaşayamıyorum. Belki de en kalabalıklarda bile yakamı bırakmayan şiddetli yalnızlığım bundan.

Birileri gerek bana, hiç söylemeden anlatacak, hiç dinlemeden anlayacak birileri. Ahkam kesmeden, sıfatlara takılmadan. Tıpkı kendisi gibi..

Diyorum ki. Eğer geçiciliğimizin bilincinde olsak ama sapına kadar bilincinde olsak karşıtlık diye bir şey kalmayacak. Gerçeğin izdüşüm hali kalkacak ortadan. Yalnızca gerçek kalacak. Gerçeğin içinde olmanın tek yolu bu. Bilinç.. Herbirimizde aynı ölçüde var olan ama paketlenmiş halde bulunan bilinç..

Şu halime bakıyorum da. Nelere feryat etmekteyim. Nelerin kavgasını yapıyorum hiç gereksiz. Kimlere laf atıp ne pahasına, ‘ne için’ini bilmediğim protestolar çekiyorum. Nasıl da kabusum oluyorum durup dururken.

İnsan geçici. Evren boyutsuz. Bütün “...izm”ler palavra. Narsizim, nihilizm, sufizim, satanizm... Bir şey daha biliyorum.. “En ben” en bedensiz benim..

Türkiye.. Vatanım. “Ne alaka?” dediniz biliyorum.. Ama uğrunda canımı vereceğimi bildiğim bir isim bu.. Uydu kanalıyla çekilen bilmem kaç kez küçültülmüş fotograflarda 1 cm2 lik yer kaplayan bir toprak parçası nihayet. Ama bir ucundan digerine yaya yürü de göreyim seni kızım. İşte neye göre iri, ya da minik olduğunu tartışmaktan korktuğum boyut kavramı. Bir büyüğe göre mikroskop altında bile görünmeyecek kadar küçük olduğumu anlamıyorum. Anlamıyorum da niye varım o zaman.

Ve “can” denen şey. En önemli varlığımız yani. Ve ölüm. Üstümüzdeki tüm ağırlıkları soyunduğumuz, en çıplak, en yalın halimiz. Biz kimiz?

Oysa “ben” in en karmaşık halindeyken hissediyorum kendimi. En büyük kavgalarda ben, ben oluyorum. Kötüyü imbikleyip ayırma sevdam, sevgiyi elle tutulur boyuta taşıma kaygım, bildiğim doğruları savunmak uğruna gündüzü geceye katışlarım, elimde sigara en saf hallerime duman bulaştırmaya kalkışmalarım. Hasretlerim ve hasrete neden olanlara öfkem. Ve içinde –öyle ya da böyle- yaşadığım bugünüm.

Ekonomik kriz.. “Kendiliğinden” olmuş gibi algılamamızı sağlamaya çalışan, bir de utanmadan “Turkiye için seve seve” sloganını üretenlere duyduğum isyan. Sanki bir doğal afetmiş de boyun eğmem şartmış gibi.

Karşıtlık.. Sükunete karşı öfke, sevgiye karşı nefret, iyiye karşı kötü. Ne kadar negatif duygu varsa hepsini savurduklarında üstüme, ben ben olduğumu daha çok hissediyorum.

İler tutar tarafı kalmamış bir toplumda kendimi aramanın boşunalığını yaşıyorum işte. Ve gerçekleri aramayı erteliyorum yeniden yeniden. Şimdi en gerçek olan açlık, en gerçek olan hakkımı alabilmek.

Eğitim, Ekonomi, Adalet, Demokrasi..... Nasıl da çarçur edilmiş... Önümde insan denen et yığınından kocaman bir ÇİN SEDDİ..Bir tarafında ben, bir tarafında insanca yaşamanın gerektirdiği her şey. Dışarıda yağmur ve fırtınanın ıslığı..

Burası Ankara, ben benin en yalın halinden en karmaşık haline çekiliyorum.

Ben

Bana

Beni

Bende

Benden...

(Bir ben var bende benden içeri.. Bana seni gerek seni.. )

0 yorum: